top of page

Ben Şimdi Ne Yapıyorum?

25 Kasım 2018

Annem…

Maalesef hayatta şu yaşımda yüzleşme ihtimalim olan en büyük acıyı yaşıyorum.

Bu acı hakkında bir şey yazmam mümkün değil.

Herhangi bir dilekte bulunmam da mümkün değil.

” Aman Allah sıralı ölüm versin.” , “İnşallah geç yüzleşirsiniz.” gibi bir şey de diyemiyorum…

Ölüm ölümdür arkadaşlar.

Kolay hali, hazırlıklı hali, iyisi kötüsü yok. İ

nsanların ölüm nedenlerini kıyaslamayı da çok ayıp buluyorum.

“Ölüm” böyle bir şey.

Ama sağlık diliyorum size ve sevdiklerinize.

Çünkü çok zor.

Ben, Şanslı ve Annem


Sevmediğiniz hayatınızı kötü etkileyen zehirli diye adlandırabileceğiniz insanlardan mümkün olduğunca uzak durun.

Kendinizi hiç bir şey için zorunda hissetmeyin. Birey olarak kendinizden sorumlusunuz. Mutlu olmak ve istediğiniz gibi yaşamak sizin hakkınız. Çünkü şu an “varsınız”. Şu an en önemli an sizin için. Çünkü ne yaparsanız yapın sonunda ölüm var. Boşverin ve mutlu olmayı “isteyin”.

“Zehirli insanlar” dedim, iş hayatında, sosyal hayatta akrabalar, dedikoducu tanıdıklar ve günün her hangi bir saatinde toplu taşımada veya bir Porsche’ de bu insanlar varlar. Genelde egosu yüksek veya cahil kesimden çıkıyor bu tip insanlar.

En büyük özellikleri kendi kurdukları ufacık bir dünya olması – ne kadar büyük gözükürse gözüksün- ve o dünyada çok ama çok mutsuz olmaları. O yüzden çevreye saldırıyorlar zaten. O yüzden senin saçının pembe olmasına veya kadın olarak barda tek başına bira içmene kafayı takabiliyor bu tipler.

Dünyası o kadar çünkü.

Muhtemelen kendini hiç tanımamış ve hiç bir zaman gerçek bir uğraşı olmamış. Amaçsız. Ne yazık ki hayatını yaşayamamış. Bahaneleri olmuş. İmkan yaratmayıp durumu “imkansızlık” olarak adlandırmış.

Ben de özellikle üniversite zamanlarında “Her şeyi ben yapıyorum, ben biliyorum, en iyi ben olmalıyım ve bu bana söylenmeli” diye dolaşan bir tiptim. Tek başıma projeler üstlenirdim. Yardım kabul etmezdim. Bir de gidip ben bunu bunu yaptım diye hocalara anlatırdım.

Bu başkasından takdir bekleme olayı çok gereksizmiş. Onu anladım. İçinin rahat olması tüm takdirleri döver. Egomu seyahat ederken yolda bir yerlerde kaybettim sanırım ben. Çünkü okul bittiğinde oldu bu. İyi de oldu.

Annem hep “Sen işini iyi yap. Başkaları sana çok iyi olduğunu söylesin. Kendini sakın övme” derdi. Çok tatlı değil mi ? Bakınca herkesi “iyi”, “hak yemeyen”, “adaletli”, “takdir etme duygusu gelişmiş” görmekten başka bir şey değil bu bakış açısı. İşler bu şekilde yürümüyor.

“Bu vahşi bir dünya bebeğim….”

Sen işini iyi yapınca bu senin çalışma arkadaşlarını mutlu etmiyor. Üstünü de mutlu etmiyor. Çünkü sen işini iyi yaptığında onlar için potansiyel bir tehlikesin. Çok kolay birilerinin yerine geçebilirsin. Medya sektöründe en azından bu böyle.

Genelde geçemeden ufacık bir açığında hoop komplolar, sonradan anlıyorsun “Ne oldu? Ne bitti? Ben bu işin dışında nasıl kaldım” diye.  Kimse kimsenin gerçekten arkadaşı değil. Herkes bir yerde “network” için arkadaş. Sessiz ve derinden ilerleyen ve kendini bolca öven yani “güzel pazarlayan” insanlar pıt pıt pıt yükseliyor. Sense “Ne oldu bu nasıl buralara geldi ?” diye öyle kalıyorsun.

Bu insan işini çok iyi yaptığı için mi ? Belki öyle ama çoğu zaman çevreye üç kuruşluk karakterini milyonluk gösterebildiği için çok çok yükselebiliyor. Ya da o milyonluk görünen insanın kıçının dibinden, gerekirse yatağından ayrılmıyor 😉

Bir işte iyiyseniz ve kendinizden eminseniz bunu söylemekten ve göstermekten çekinmemek gerek bence. Bu “ego” değilmiş onu anladım.

Yardım almaya hala çok alışamadım. Birinden yardım istediğimde ve yardım edildiğinde çok garip hissediyorum. Çünkü her şeyi tek başıma becerebilmeye aşırı alışmış durumdayım. Zor mu? Evet zor. Ama birine iki saat laf anlatıp yapmasını beklemektense popomu kaldırıp peşinden koşunca hem daha çok şey öğreniyorum hem de zamandan kazanıyorum. Bu çok yıpratıcı olabiliyor. Çok zorunda olmadıkça gerçekten yardım istemiyorum.

2 yıldır hastalık yüzünden çok kez yardıma ihtiyacım oldu. Eden ve sonradan burnumdan getirmeyen herkese çok teşekkür ederim.

Evde psikolojik olarak çok duramıyorum. Geçen gün İzmir -3 ü görmüş, ben sokaktaydım. Farkında bile değilim soğuğun. Instagram hikayesinde gördüm zaten birinin. Konserdir, etkinliktir sürekli koşturmaya çalışıyorum. Kafamı meşgul tutabilmek için.

Normalde bir eyeliner, bir maskara çıkıyorken ; oturup 20 dakika makyaj yapıyorum. Çünkü düşünmüyorum o sırada. Tek derdim “Eyeliner’ımın kuyruğu eşit olmadı.” oluyo

r. Şu an ne beni meşgul ediyorsa onu yapıyorum. Evden bir sürü eşya verdim. Hayatımın geri kalanını burada mı geçireceğim? Tabii ki hayır.

Ama uğraş mı? Uğraş.

Yine böyle ordan oraya koşturduğum bir günde Bohemian Rhapsody filmine 2. kez gittim. Filmlere tek gitme gibi bir alışkanlığım var. Biriyle filme gittiysem bir de tek gidiyorum. Neyse Erdem Çapar’la telefonda sözleştik. Beni kafam dağılsın diye haftasonu Evgeny Grinko adlı sanatçının konserine davet etti. Sağolsun.

Adamın müzikleri hiç tarzım değil. Bana aşırı acıklı geliyor çünkü. Çok da bilgi sahibi değilim. Kendisinin Türkiye’de ciddi bir dinleyici kitlesi varmış. Konya’da sold out (tüm biletlerin satıldığı) konser verebilecek kadar ünlü bir insanmış bu adam. İşte Youtube’da deli gibi izlenmesi var. Yorumlar vs..

Konser sonrası dışarıda 60 kişi bekledi o soğukta. Haydi dedik biraz bekleyelim imza için, gerçekten sevenler kalsın. Az kişi kalır sandık. Bir kaç saat sonra ancak 50 kişiye düşebildi sayı.

Piyanoda eserlerini çalıp videoya çekenler, çocuk çocuk gelenler… Hatta bir kadın adama gül yollamış. Özel konuşmak istedi. Ne oldu sonra bilmiyorum. Bir daha görmedim kadını.

Düşünün bu adam bu kadar önemli ve yetenekli bir insan.

Bunları neden anlatıyorum? Çünkü ben Evgeny Grinko kadar mütevazı bir sanatçı tanımadım. Bu kadar üne, hayran kitlesine rağmen Erdem yanına gidip “Bir şey yapabilir miyim senin için ?” dediğinde ki o sırada koca davul setini kendisi sökmekle uğraşıyor. ” Yoo niye ki?” diye tepki veren biri.

Ekibi de aynı şekilde. Kızlara bir ihtiyaçları var mı diye soruyorum. Kız bana diyor ki ” Şarap alacağım sana da koymamı ister misin?

Sold out konsere baya baya makyajsız çıkıp işlerini yapıp iniyorlar. Bu kadar “eziyetsiz” sanatçıya cidden rastlamamıştım.

Ben bu blogu açalı 10 yıl olmuş. 10 yıldır tahmin edersiniz ki bir çok rock grubuyla, yabancı ve Türk sanatçılarla haşır neşir oldum. Cidden böylesini görmedim.

Gökhan Tunçişler (Rashit grubunu bilirsiniz) ve Erdem Çapar Türkiye turnesini organize ediyor.

Grubun 9 konser boyunca kulis masrafı tek Türk sanatçının kulis maliyetine eşitmiş.

Onlar da şaşkın.

Bu nasıl bir alçak gönüllülük gerçekten? Olması gereken bu aslında düşününce ama insan gibi eğlenen, sanatına işine odaklanan, kuliste kavga çıkarmayan sanatçı görünce de insan bir şaşırıyor.

Helal olsun!

O akşam Suat Taşer sahnesindeydik Bostanlı’daki ve o konserden kimse mutsuz ayrılmadı. Evgeny büyük bir mutlulukla insanlarla fotoğraf çekildi. Kimseyi ama hiç kimseyi kırmadı. Sonra da sessiz sessiz davulunu söktü.

Müzikleri tarzım değil ama kişilik olarak gerçekten hayran kaldım adama. Bir de çok ilginç, gerekmedikçe konuşmuyor ve konuşunca da sözleri hep bir espiri barındırıyor. Bütün ekibe bakıyorum, bir kere şikayet etmediler ya.

Sonrasında yemeğe gittik.

Utana sıkıla tabaklarındaki kemikleri poşete koymalarını istedim. Normalde ben bir yemekte kemik artık vs. topluyorsam ilk önce dalga geçilir sonra, ne yapacağım sorulur. ” Evde etlerini sıyırıp, çorbasını yapıyorum ben o kemiklerin.” diye cevap veresim geliyor. Sonra köpeklerim olduğunu falan anlatıyorum. Sana ne dimi ?

Neyse İki kemancı kız bir sevindiler. Köpekleri onlar da çok seviyormuş herkes hiç bir şey söylemeden “dalga geçmeden” saygı duyup kemikleri poşete koydu ve sayelerinde sokakta beslediğim köpekler çok mutlu oldu.


İşte Evgeny üzerinden annemin dediği olayı da gerçekleştirmiş oldum. Çünkü gerçekten takdiri hem işiyle hem de karakteriyle hak ediyor. “Öv beni.” diye de dolaşmıyor.

Maalesef toplum olarak her şeyden şikayetçi olabilecek potansiyelimiz var. Mesela bir işletmede müdürle konuşmak isteyin. Müdür hemen bir sorun olup olmadığını sorarak konuşmayı başlatır. Çünkü sorunlar takdirden daha çok dile getiriliyor maalesef. Takdir etmek de görmek de çok büyük bir motivasyon doğru. İlk önce kendinizi iyi olduğunuz şeyler üzerinden takdir etmeye başlarsanız, kimseye laf bırakmamış olursunuz. Başkalarının takdiri için yaşanmamalı. Kendinizi bilin yeter.

Şu an annem ile ilgili elimden gelen her şeyi yapmış olduğumu bilmenin verdiği iç huzur beni ayakta tutan şey. İnsanlar eleştirir. İnsanlar yerer. İnsanlar bilmez. Bilse de anlamak istemez. Anlayamaz. Ego kendini, üstün görme, cehalet bunları bir tık indirince hayat gerçekten daha rahat oluyor. Ezik de olmayın ama tabii…

Gülenay vardı Avrupa Yakası dizisinde o geldi aklıma… 🙂

Babamla hiç bir zaman yakın bir ilişkimiz olmadı. Çoğu zaman işleri yüzünden ailecek zor dönemler geçirdik. Hiç bir zaman babamın kızı olmadım. Beni annem yetiştirdi. Annemin ölüm haberini doktordan öğrendikten sonra morgun önünde babama ilk kurduğum cümle ” Sen elinden geleni yaptın. ” olmuş. Hatırlamıyorum.

Ablam söyledi.

Ne yaşarsak yaşayalım “kanser ” bu, gerçekten süreç olarak da hastalık olarak da “kanser”. Çok üzgünüm. Üzüntüden başka gerçekten hiç bir şey hissedemiyorum. Annemi daha annemi kaybetmeden özlemeye başlamıştım.

Çünkü çok yakındık.

Arkadaş gibiydik diyemiyorum, sıradan bir anne kız ilişkisi desem hafif kaçar. Çok yakındık işte.

Bir süre sonra yapabileceklerinizin sonuna geliyorsunuz. Kalmıyor çünkü hiç bir şey. O en zoru. Sevdiğiniz insanlarla yaşarken ilgilenin. Çok şükür hiç bir pişmanlığım yok.

Keşke dediğim annemle ilgili hiç bir şey yok.

Süreci yaşadıkça eski günleri, günden güne özlem artıyor. Beraber yaptığınız rutinler azalıyor.

Şu an eminim bu yazıyı okuyan yakın çevresinde kanser hastası olan insanlar vardır. Zehirli insanlarla dolu çevre kanserden daha tehlikeli bir şey. Kanser veya bir başka hastalıktan muzdarip kişiyle birinci dereceden ilgilenen sizseniz hayatınız çok zor. Çok iyi biliyorum. Bundan gocunmadığınızı da biliyorum.

Ama İlk önce kendinizi mutlu edin. Boş olduğunuz her hangi bir anı kendi istediğiniz gibi değerlendirin. Ben öyle yaptım. İyi ki de yapmışım.

Annem hiç bir zaman beni yargılamadı. Hatta annem bu durumdayken  on günlerinde bile, onun beyninin etini yiyen küçük insancıklar karşısında benim için durdu. Durmasa da böyle yapardım. Hiç bir zaman da onu bundan istemedim, çünkü kalan vaktini sevdiği şeyleri yaparak geçirsin istedim. Benimle ilgili iyi veya kötü her hangi bir yorum onu ilgilendirmez çünkü ben yetişkin bir insanım ve bir bireyim.

Mutlu olmak, rahatlamak benim de hakkım. Sizin de hakkınız. Her koşulda.

Hayatta kalabilme yöntemi bulun lütfen kendinize, ona odaklanın.

Bunu normal hayatta yapmak lazım zaten illa bir zorluk yaşanıyor sonuçta.

Kendinize ve ilgilendiğiniz kişiye odaklanın. Kanserli hastalara destek için oluşumlar var Türkiye’de, ama yakını olarak siz bu konuda uzman bir kişiyle görüşmek isterseniz bu desteğin seansı 500 TL’ den başlıyor. Ben bunu karşılayamadım.

Youtube ve Amerikan Kanser Enstitüsü’nün yayınladığı rehberle bu durumla mücadele etmeye çalıştım. İlk önce sizin kendi beden ve akıl sağlığınızı korumanız gerekiyor ki faydalı olun.

Hastanızla birebir, bir tek siz ilgileniyorsanız çok yalnız kalıyorsunuz. O yalnız kaldığınız anlarda zorunda kalıp yardım istediğinizde sizin yanınızda olan kişileri de lütfen görün çünkü onlar sizi gerçekten sevdiği için orada.

Diğer her şeyi de affedin, üstünüzden o yükü atın, ama en zor zamanınızda kimin size nasıl hissettirdiğini hiç bir zaman unutmayın. Zaten unutamazsınız…

Bu uzun bir yazı oldu. Eğer gerçekten buraya kadar okuduysanız, vaktinizi bu yazıyı okumaya harcadıysanız çok teşekkür ederim.

Destek olan herkese çok teşekkür ederim.

Instagram’daki mesaj atan, yazılarımla ilgili fikir beyan eden herkese söylüyorum:

İyi ki varsınız. Sağolun. 🙂

Henüz takip etmiyorsanız da aşağıdaki adresten takip ederseniz mutlu olurum.

instagram.com/ms_brownstone

Ayşegül.

Recent Posts

See All

Comments


bottom of page