Yanlışlıkla Porto Mafyasıyla Kanka Olmam…
- Ayşegül Palamutcu
- Feb 4, 2017
- 4 min read
Merhabalar,
Yazıya pek hoş başlamıyorum ne yazık ki… Aralığın 29’unda Şanslı öldü. 14 yaşındaydı. Annemin ciddi sağlık sorunları var. 4 ayda hayatımız kötü yönde bir anda değişti. Şanslı da hem üzüntüden hem de yaşlılıktan daha fazla dayanamadı. Köpekler çok duygusal canlılar. Son günlerinde bile, beni hatılayabildiği zamanlarda hep kuyruğunu salladı. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki elimizden geleni yaptık. Ardından kuşum Hannibal öldü. Zaten camdan girip bizim kuşumuz olmuştu. Onun da yaşlılıktan ölmüş olabileceğini düşünüyorum. Neyse pek mutlu değilim bu ara. Geçmiş güzel geliyor o yüzden. Hayatım şu an iyi gitmediğinden Lizbon’da geçen ilginç sayılabilecek bir anımı yazmak istedim.

Barselona’ya gitmeden önce hep avrupa konser tarihlerine bakıyordum. Sonunda AC/ DC grubunun turnede olduğunu öğrendim. Son durağı kesinlikle Lizbon olmak üzere Barselona’dan yola çıktım ve Madrid’e gittim. Ordan Paris’e en son da Lizbon’ a ayak bastım. Varınca ilk düşündüğüm şey Portekizce’nın çok ilginç bir dil olduğu. Yazılışı az çok anlıyorum ama bir konuşuyorlar Rusça gibi. Trene bindim hostelimin olduğu yere gittim. Yağmur yağıyordu ilk önce bulamadım. Sonra bir binada küçücük bir biçimde hostelin adını gördüm. Odada yerimi ayarladım. En ucuz uçak biletini aldığımdan gece 1 gibi hostele vardım. Yatmak için hazırlandım. Kafamı yastığa koyacaktım ki bir koku aldım. Biri yastığıma kusmuş. Ranzadan indim görevliler yeni çarşaf ve yastık verdiler. O yatağın boş ve temiz olması gerektiğini arada böyle şeylerin olduğunu söylediler. Yani çok kötü yerlerde kalmış olan arkadaşlarla karşılaştığımdan yadırgamadım. Ama iğrenç yani…

Ertesi gün uyandığımda odayı paylaştığım kadınları görme şansım oldu. Kanadalı iki kadın hiking yaparken biri bileğini incitmiş 45 gündür bu hostelde kalıyorlarmış. Çok tatlı kadınlardı. Fransızca konuşuyorlardı. Konuştukları Fransızca Paris’te konuşulandan çok farklıydı. Sonraki gün bunu onlara söylediğimde hak verdiler. Hatta o gün Fransız bir kadınla laf dalaşına girmişler. “Bizim Fransızcamız daha düzgün!” diye. Sanmıyorum ama tabii onlar öyle diyorsa…
Hostelimin geceliği 15-20 TL idi. Pek hoş bir yer olduğunu söyleyemem. Yatağıma kusulmuş olması dışında benim rahatsız olduğum bir şey yoktu. Sıcak su hariç hiç bir konfor olmadığını düşünün. Kışın da sıcak su cidden nimet. Çok şükür vardı.

Ertesi gün ortak salona gittim. Hostelde herkes salkım saçak, paspal takılıyor. Bir adam gördüm. Krokodil ayakkabılar, beyaz gömlek, saçlar taranmış. Kendi kendime “Bu buraya nerden düşmüş?” dedim. Kalktım yanına gidip aynı soruyu ona yönelttim. Tabii daha kibarca, Londra’da 5 yıldızlı otelden valizi çalınmış ,o yüzden bu hostelde kalıyormuş. Portoluymuş. “Tamam” dedim. Çok sorgulamadım. Şehir merkezine gidip biraz dolaşacağımı söyledim. O da rehberlik yapmayı teklif etti. Kabul ettim. Bilen biriyle gezmek her zaman daha iyidir sonuçta. Sokağa çıktık. Ben fotoğraf çekiyorum. Geziyoruz. Şehir merkezinde tipik kokain satan siyahiler vardı. Her yerde var onlar. Bunlar bir iki gelip “koko” falan dediler. Barselona’da Las Ramblas bu işi yapan insanlarla dolu.Buraya kadar her şey normal. Olay simdi başlıyor… Bizimki dönüp bakınca gelip elini öptüler. Farklı dilde bir şeyler söyledi. Sonra dönüp bana konuştuğu dilin çingene dili olduğunu söyledi. Yolda yürüyoruz, insanlar sürekli bize bakıp birbirlerine bir şeyler fısıldıyorlar, dükkan sahipleri biz geçerken dışarı çıkıp bakıyor. Ben de en son dayanamadım sordum artık. “Neden bize bakıyorlar F. ?” diye. Nefes aldı bana döndü. “Ayşegül sen açık görüşlü bir insansın. Sana anlatabilirim.” dedi. Dinlemeye başladım. Meğer bu çocuğun amcası Portekizde mafyaymış! Amcası polisle çatışmaya giriyor. Polis adamı arabasında öldürüyor. Benim, nerden bulduğumu bilmediğim, cağğnım arkadaşım da silahını alıyor, polislerin başındaki adamın evini basıyor. Kız arkadaşı araya giriyor. “Yapma, etme!” diyor. Bu sirada F. Bana dönüp açıklama ihtiyacı duydu. ” Bizde aile namustur. Biri ailemizden birine zarar verdiyse bunu ödetiriz! ” dedi. Bizimkini kız ikna ediyor o da silahını öpüp denize atıyor. (Silahı öpmek nedir? İnanamıyorum hâlâ…) Ulusal kanallarin hepsinde röportajları yayınlanıyor. Çok şaşırdım tabii!

Böyle garip olaylar hep bana denk gelir ve evet bu sefer de geldi! O anlatmayı bitirdikten sonra. Kendi kendime ” İyi hoş da ben cidden bu kadar açık görüşlü bir insan mıyım?” diye sordum. O günü topuklarıma kurşun yememek için onunla geçirdim. Kötü de biri değildi aslında. Gayet eğlendik. Özel bir koleksiyonerin moda ve sanat sergisine gittik. Şarap tadımı yaptık büyük marketteki dans gösterisini izledik. Akşam hostelde iyi akşamlar dedik dağıldık. Her ne kadar iyi biri olsa da adam tehlikeliydi. Ehliyeti çıktıktan sonra Dubai’ye bir işi halletmeye gidecekti. Ne işi bilmiyorum. Sormadım. Daha fazlasını kaldıramazdım sanırım. Ertesi gün annemi aradım. Olanları anlattım. Babam da arkadan ” Hangi ülkedeymiş? Düzgün bir otelde kalsın. Parasi var mı? diye soruyor. Adam bilse başıma gelenleri. Neyse çok şey etmeyeyim ben yine de… Tam annemle konuşurken F. geldi. Telefonu aldı. Annemle konuşmaya başladı. Hal hatır sordu. Annem şok oldu tabii. Neyse sonra telefonda haritadan yaşadığım yeri gösterdim. Bir an “Şurada başıma bir şey gelse arayacak kimsem yok…” diye düşündüm. En kötü Interrail Türkiye ailesine yazardım gerçi. Neyse Lizbon’dan uçağa binip Barselona’ya vardıktan sonra sosyal medyadan bütün bağımı kopardım. Yani umarım bu yazı da bir şekilde eline geçmez. İsim vermeden yazmaya özen gösterdim. Yine de başıma bir şey gelirse arkasında Porto mafyası var bilginiz olsun…
Başka bir yazıda görüşmek dileğiyle.
A.
Gelen sorular üzerine not: Adamla fotoğraflarımız var. Ama adını söylemiyorum, fotoğrafları mı yayınlayacağım?


Comments