top of page

Cumartesi

Merhaba,

Biraz içimi dökesim geldi. Uzun zamandır yalnız başıma konser izlemediğimi farkettim ve Guns N’ Roses’ın 1988 yılında Ritz’de verdiği konseri açtım. Bunu yazarken fonda o çalıyor. Şimdi de izlemiyorum ama kafamda Axl’ın, Slash’in yaptığı her hareket var. Ne gruptu yahu ! En sevdiğim konserlerden biridir diyemeyeceğim çünkü en sevdiğim konser budur. (nokta).

Eve gelirken çok yağmur yağıyordu ben de Björk’ün Gling Glo albümünü dinliyordum. Düşündüm de her yaşta müzik zevki farklı bir gelişiyor. Bu albümü bana sevgilim tavsiye etti. Biri bana bilmediğim bir albümden bahsedince bayılıyorum. Bir hoşuma gitti ki anlatamam. Zaten eski jazz şarkılarını çok seviyorum ama cidden bu albümü dinlememiş olmam çok büyük eksiklikmiş. Siz de dinleyin. Björk bu albümü 1990 yılında çıkarmış ve sadece İzlanda’da satışa sunulmuş. Çok tatlı klasik jazz parçaları var içinde.”Ruby Baby”, ”I Can’t Help Loving That Man”  ve”Litli tónlistarmaðurinn” Björk tarafından söylenmiş albümdeki favori şarkılarım ama tabii bütün albümü sevdiğim için dinlenmeye değer buluyorum. Ben müzik dinlerken hem müziğe hem de sözlere çok dikkat ediyorum. Belki sözlere daha fazla. Anlamadığım bir dilde şarkı dinlemek çok değişik geliyor. Mesela Rammstein dinleyebilmek için, lisede Almanca kasmıştım. Olmadı. Ne dili öğrendim ne de grubu tanıyabildim. İnanın Björk dinletiyor. Öyle bir ses kontrolü var ki kadında; cehaletime verin ilk dinlediğimde Björk olduğuna inanamadım. ”Biz Björk’ü böyle bilmezdik!” dedim. Bonus olarak Björk’ün yeni klibi yayınlandı yine çok güzel olmuş.


Blind Guardian geliyor mayısta (hala geliyorsa…) ona gideyim diyorum. Güzel olur tanışmak ama bu sefer Ankara’ya gideceğim. İstanbul’dan sıkıldım. Hem Batu Akdeniz’in solisti olduğu çok sevdiğim Türkiye’den çıktıklarına hala inanamadığım Heavy Sky ile de bir röportaj yaparım diyorum hazır gitmişken. (Bi taşla iki kuş…Kıps 😉 ) Ankara’da toplamda 12 saat geçirdim. Çok sevmedim. Ama ne demişler ”Bir şehri yaşanabilir kılan şey, sevdiğin insanlardır.” Böyle bir şey demişler mi aslında çok emin değilim ama benzerini okumuştum. Okumamış da olabilirim.


Bu akşam çenemin düşesi varmış. Biraz da kendimle ilgili yazayım. Bugün cilt bakımına gittim. Bana yosun maskesi yaptılar. Ay kızlar bir yaktı ki sormayın… Şaka şaka bunlardan bahsetmeyeceğim. Gerçekten gittim orası ayrı. Kendime bakmaya benim de hakkım var. Beni yargılamayın!!!!111!!!1


Sergi afişimiz

Sergi afişimiz


Neyse size şu ara üzerinde çalıştığım projemden bahsedeyim. Chyleshe adında bir marka için bloggerlık yapıyorum. Heykel ve resim dalları üzerine yoğunlaşmış, harika sanatçıları bir araya getiriyor bu marka. Markanın yöneticisi Çağıl Mohan. Daha önce sanat üzerine çalışmak istemiş ama imkanı olmamış. Şimdi farklı sanatçılara imkan tanıyarak hem kendi hayallerini gerçekleştiriyor hem de Türkiye’nin kanayan yarası sanat yoksunluğunu bir şekilde kapatmak istiyor. Çok milliyetçi konuşmuş olabilirim ancak gerçekten bu ülkemizin büyük sorunu. Ne zaman sanat ile ilgili iş yapacak olsanız hobiden öteye geçemiyor. İnsanlar ciddiye almıyor ve buna geçici heves olarak bakıyor. Açıkçası Chyleshe için çok inançlıyım. 23-30 mart arası İzmir Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde sergimiz var. Ücretsiz ve açılış kokteyli saat 19.00’da başlıyor. Gelirseniz ben de elimde kameram ile orada olacağım.

Gelelim yazının adı neden Cumartesi. Çünkü bugün Cumartesi diyormuşum… Evet bu iğrenç espiriyi okudunuz az önce. Tamam lütfen gitmeyin.Cumartesi adlı şaraptan bahsetmek istiyorum sizlere. Çünkü ben şaraptan hiç anlamıyorum. Cidden anlamıyorum. O yüzden gidip ya meyva şarabı ya da Cumartesi alıyorum. Bu sorunu çözmek için okuldaki son dönemimde İçecek Kültürü dersine kaydoldum. Sonradan farkettim ki benim Şarap Bilimi dersi almam gerekiyormuş. Neyse bu derste de viski, bira ve şarap üzerine bilgi edineceğiz. Bir şeyler öğrenir de şu elim alışkanlığımdan vazgeçerim diye umuyorum. Şu anda da Cumartesi içiyorum mesela. Cumatesi kötü bi şarap olmamalı bence ya! Yani harika bir öğrenci şarabı. 2 ay kadar da öğrenci olduğuma göre bu şarabı içmemde herhangi bir sakınca görmüyorum. Tribe girdim farkındaysanız. Cumartesi sevenler derneği kursak ya, dernek bütçesiyle de gider içeriz! Ben tuttum bu fikri, gelin beraber içelim!

Bu arada yazmakta olduğum bir Freddie Mercury yazısı var. Bir türlü tamamlayamıyorum. Dergi için yazmıştım. Dergide kelime sınırlaması var ya, işte o yüzden çok kasıyordum. Blogda yayınlamaya karar verdim. Artık okuduğunuz kadarını okursunuz. Tutamıyorum kendimi yazasım geliyor. Nisan ayında Pano adlı fanzinde burada yayınladığım Jim Morrison yazısı çıkacak. Çıktığında ekran yakalamalarını sizinle paylaşacağım.

Şimdilik bu kadar. Öpüldünüz.

Ayşegül Palamutcu

Recent Posts

See All
Ben Şimdi Ne Yapıyorum?

25 Kasım 2018 Annem… Maalesef hayatta şu yaşımda yüzleşme ihtimalim olan en büyük acıyı yaşıyorum. Bu acı hakkında bir şey yazmam mümkün...

 
 
 
Stan Lee’nin Ardından

hellooo! (Yukarı dönenlere de “hello” 🙂 ) Bir şeyler yazasım geldi. Bohemian Rhapsody filminin etkisini henüz üzerimden atamamışken bir...

 
 
 

Comments


bottom of page